Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,
Hiç olmadığım kadar yoğun ve hızlı yaşadığım bir dönemdeyim. Durup soluklanmaya, yaşadığım, düşündüğüm ve hissettiğim şeyler üzerine öz değerlendirme yapmaya ihtiyacım var. Bu yazı da bu ihtiyaç doğrultusunda ortaya çıktı.
Yoğunluğumun ana sebebi tahmin edebileceğiniz gibi tıp fakültesi. Çok hızlı ve konstanre bir şekilde staj sınavlarına giriyorum. Tüm hafta sonlarımı işgal eden TUS derslerim var. Aynı zamanda yeni bir derin öğrenme projesine dahil oldum. Bu proje hakkında çok heyecanlıyım o yüzden ne üzerine uğraştığımızdan bahsetmek istiyorum. Geçen sene de bir derin öğrenme projesi yapmıştım, o projede meme kanseri histopatoloji görüntülerinden kanser tanısı( spesifik olarak invazif duktal karsinom) üzerine çalışmıştık. Yeni projede bilgisayarlı tomogrofi görüntüleri ile çalışacağız. Daha zorlu ve karmaşık bir süreç içerisine girdim. Günlerim, DICOM datalarını incelemek onları piksel radiodansitelerine göre sayısal verilere çevirerek sayı matrixleri haline getirmekle geçiyor. Yani daha önce bilgim olmayan birçok şeyi öğrenmeye ve uygulamaya çalışıyorum.
Önceki projemde verilerimizi ön işlemden geçirme sürecinde sıkıntılar yaşadığımız için hazır veri setleri kullanmıştık, bu da işimizi çok kolaylaştırmıştı. Ancak bu projede kendi veri setimizi kullanmayı planlıyoruz. Teknik anlamda yeni şeyler öğreniyorum ve bu süreç beni çok heyecanlandırıyor, belki ilerleyen zamanlarda öğrendiğim şeyler hakkında teknik yazılar paylaşabilirim.
Bu yazıda asıl bahsetmek istediğim konu ise son 3 aydır zihnimi ele geçiren bölüm değiştirme fikri ve yazılımla olan ilişkim. Hazırsanız başlıyorum.
Yazılım öğrenmeye lisede başladım ve hello world kodunu yazıp çalıştırdığım anda yazılıma aşık olmuştum. Gece gündüz demeden yeni şeyler öğrenip denemeler yapıyordum. Lise boyunca tüm planlarım ve hayallerim bilgisayar mühendisi olmak üzerineydi. Ancak hepimizin bildiği üzere olaylar böyle gelişmedi ve kendimi tıp fakültesinde buldum. Tıbbı ve yazılımı beraber götürebilirim fikri ile kendimi kandırırken fark etmeden yazılımdan adım adım uzaklaşıyordum. Bu uzaklaşmaların sonucunda kendimi yazılım alanında yetersiz hissetmeye başladım. Yazdığım her kodu yetersiz buluyordum ve anksiyete girip tamamen uğraşmayı bırakıyordum. Bu süreçteki en büyük hatam kendi yazdığım kodları, takip ettiğim harika projeler yapan 15 yıldır yazılımla uğraşan mühendislerin kodları ile karşılaştırıyor oluşumdu. Kendime hata yapma alanı tanımıyordum. Öğrenmekten ve uğraşmaktan keyif aldığım bir alan olmaktan çıkıp kendimi kanıtlamam gereken bir alana dönüşmeye başlamıştı. Zaten tıp fakültesi yüzünden yeterince yetersiz hissediyordum, bir de bu alanda hissettiğim yetersizlik eklenince kendi yetilerime olan inancım sarsılarak yıkıldı ve ondan kalan boşluğu geleceğime dair endişelerim doldurdu.
Tüm zamanım, gelecekte ne yapmak istediğim hakkında obsesif bir şekilde düşünmekle geçiyordu. Blog yazılarımda da sık sık bundan şikayet ediyordum. Gilbert’ın aşk itirafından sonra Anne ne düşünüyorsa ben de kariyerim hakkında aynı düşüncelere sahiptim.
İkimizin de biraz melodramatik olduğunu kabul edebilirim, ikimiz de INFP’yiz.
Tıp fakültesinde okuyorum ancak doktorluk yapmak isteyip istemediğimi bilmiyorum ya da hangi alanı seçmem gerektiği konusunda bir fikrim yok. Yazılımla uğraşmak istiyorum ancak yeterince vaktimi ayıramıyorum. Bunun sonucunda da istediğim ivmeyi kazanamadığım için yetersizlik girdabına yeniden düşüyorum. Tüm bunlar beni, iki alandan birini seçip sadece onda ilerlemem gerektiği konusunda ikna etmeye başlamıştı ve bölüm değiştirme fikri tüm zihnimi ele geçirdi.
Tam bu sırada tıp fakültesinde okuyan ve yazılım ile ilgilenen bir arkadaşımın bölüm değiştirip bilgisayar mühendisliğine geçiş yaptığını öğrendim. Bu haberi duymak benim açımdan çok sarsıcı oldu. Bölüm değiştirmek üzerine bolca düşünmüş ancak bunu yapabilme cesaretini gösterememiştim. Tanıdığım birinin böyle bir adım atabilmesi, bir nevi kendi cesaretsizliğimi fark edebilmemi sağladı. Yıllardır, bölüm değiştirdiğim zaman başarısız olabilme ihtimalim olduğu için kendimi kandırarak böyle bir kararı vermeyi erteliyordum. Bu haberin oluşturduğu etki ile hemen arkadaşımı soru yağmuruna tuttum, bolca vaktini aldım. Düşüncelerimin şekillenmesinde ve karar vermemde büyük etkisi oldu. Eğer bu yazıyı okuyorsa ona yeniden teşekkürlerimi sunuyorum.
Birkaç hafta boyunca bir sürü kişiye danışıp tonlarca yazı yazarak, artı eksi listeleri oluşturup gelecekte istediğim hayatı hayal ederek bir karar vermeye çalıştım. Tüm bunlar sonucunda hala kendimi tatmin eden cevaplara ulaşamamıştım.
Ve yardımıma kitaplar yani yazarlar, şairler ve bilim insanları yetişti. Richard Feynman’ın konuşmalarından derlenen Keşfetmenin Hazzı kitabını okurken olaylara bakış açımın yanlış olduğunu yavaş yavaş fark etmeye başladım. Beni, en başta tüm bu alanları öğrenmeye ve araştırmaya iten şey öğrenme sevgim ve merakımdı. Görünenin ardındakini keşfetmekten haz alıyordum. Ancak toplumun başarıya dair düşünceleri, sosyal medya ve productivite kültürü zihnimi bulandırarak toplumun standartlarını, kriterlerini ve önceliklerini benimsememe yol açmıştı.
Benim hayattan istediğim şeyler, arkadaşlarımın çoğunun ya da toplumun büyük bir kısmının istediği şeyler değil. Ancak etrafımda sürekli benzer hedefler ve başarı standartları üzerine konuşulduğu için bunlara kendimi kaptırıyorum. Kendime hatırlatmam gereken şey ise İsmet Özel’in o enfes sorusu aslında: “Ben niçin bana gösterilen tatmin vasıtalarını elde etmeye çalışıyorum?”
Yağız Gönüler de “Önüme servis edilen tavsiyelere uymayınca neden / Peşi sıra hayırlar diziliyor önüme” dizeleriyle düşündüklerimi tasdik ediyor.
Richard Feynman, İsmet Özel ve Yağız Gönüler ile oturup sohbet ettiğimizi ve onların bana bunları söylediklerini hayal ediyorum. Garip bir dörtlü ancak bu kişilerin bir araya geldiklerinde konuşacakları şeyleri hayal etmek ilginç bir deneyim oluyor.
Tüm bunlar sonucunda nasıl bir karara vardığımı merak ediyor olabilirsiniz. Bölümümü değiştirmeyeceğim, tıp fakültesinden mezun olacağım ancak gelecekte ne yapmak istediğimi bulmuş değilim. Bu belirsizlik hali ruhumu sıkan bir durum değil artık, ruhum mutmain. Bu cümleyi kurabilmiş olmanın kalbime verdiği ferahlığı tanımlayamıyorum. Sanırım Alper Kaan Bilir’in bahsettiği, kararımın dengeleyicisini buldum.
Her karar, duygusal bir ağırlığa sahip; o ağırlığı bir şeylerle dengelemek gerek. Asansörün bile karşı ağırlığı var. Yoksa, bir insanın yükünü taşırken motorunu yakar. Kalp denen ufacık makine, insanın yükünü nasıl taşıyacak?
Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın – Alper Kaan Bilir (Önsöz)
Tıpta öğrendiğim şeylerden aşırı keyif alıyorum aynı şekilde yazılımda öğrendiğim şeylerden de. Tek sıkıntım ikisine de yeterli vakti ayıramıyor olduğumu hissetmemdi. Bakış açımın yanlışlığı işte burada devreye giriyor. Önümde bu iki alanı hatta bunlardan daha fazlasını öğrenebilmek, keşfedebilmek için kocaman bir ömür var. Niye enfes “şimdi”mi ilgilendiğim alanlara ayırmak yerine geleceğim hakkında endişe ederek geçireyim ki!
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, düşünce birliğime katkılarınızı beklerim🖖

Teşekkürler 22 – Aech's Paracosm için bir cevap yazın Cevabı iptal et