Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,
Yetişkinliğe geçiş gerçekten sancılı bir süreçmiş. Neden bu kadar çok coming-of-age filmi çekildiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Hayat pusulamın ibresi sabit bir konumu göstermekten aciz ve ben sürekli yolumu kaybediyorum. Aradığımı bulduğumu hiç olmazsa doğru yolda olduğumu hissediyorum ama bir anda her şey yeniden tepetaklak oluyor, kurduğum hayaller ve planlarım tek tek yıkılıyor. Planlarımın yıkılmasının sebebi sadece dışsal faktörler de değil, kendi istediklerimi bilmediğimden sürekli karar değiştiriyor ve emek harcadığım tüm planlarımı yıkıp en baştan yenilerini yapıyorum.
Yetişkin biri olma yolunda adımlar attığımı fark ediş sürecimde hayata dair oluşturduğum temel yargılar küçük sarsıntılar ile yavaş yavaş yıkılmaya başladı. Küçükken başımı hangi belaya sokarsam sokayım, ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım ya da hangi problemle karşılaşırsam karşılaşayım anne ve babamın bu duruma bir çözümü olduğunu bilirdim ki vardı da. Ne zaman düşme ihtimalim olsa onların düşmemi önleyeceklerine emindim. Yetişkinler her şeyi biliyordu, dünyaya ve hayata dair tüm soruların cevaplarını bulmuştu. Ben de yetişkin olduğum zaman her şeyi bilecek, hayat amacımı bulacak ve onu gerçekleştirirken karşıma çıkacak tüm sorunları çözebilecektim. Ancak yavaş yavaş annemin ve babamın çözemediği sorunların var olduğunu fark etmeye başladım ve bu sorunların sayısı ben yaş aldıkça artırıyordu. Artık bu öyle bir raddeye geldi ki çevremdeki hiçbir yetişkin ne yaptığının farkında değildi ve karanlıkta yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Bu farkındalık ile kesinlik hissinin verdiği güven kuş olup uçmuş ve belirsizliğin acımasız boşluğu ile başbaşa kalmıştım. Her gün seçim yapmam gereken yüzlerce durumla karşılaşıyorum ve yaptığım seçimler ilmek ilmek yaşayacağım hayatı şekillendiriyor. Vazgeçtiğim şeyin seçtiğim şeyden değersiz olduğunu ya da seçtiğim şeyin daha doğru olduğunu nereden bilebilirim ki? Günlük rutinlerim sayesinde karar verme süreçlerim hızlıca ilerliyor, birçok şeyi alışkanlıklarım sebebi ile sorgulamıyorum. Ancak bunları düşünmeye başlayınca karar verme sürecim acı veren sürelere ulaştı. Öykülerine bayıldığım Rudyard Kipling’in Kırkayak öyküsündeki kırkayak gibi seçimler konusunda acımasız bir özbilinç kazanmıştım.
Kırkayağının kırkını da rahatlıkla kullanarak güzel güzel yürürken karşısına çıkan bir dalkavuk, onun eşsiz hafızasına övgüler düzmeye başlar ve hiçbir zaman yirmi birinci ayağından önce on ikinci ya da otuz beşinciden önce yirmi dokuzuncuyu atmadığını söyler. Acımasızca özbilinç kazandırılan zavallı kırkayak artık bir adım bile atamaz olur.
Rudyard Kipling
Mantıklı bir birey olarak neden seçimlere bu kadar takıntılı olduğumu ve yanlış seçimler yapmanın hayatın sonu olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Bu düşünce de bizi diğer büyük problemim olan başarısızlık kavramına getiriyor. Başarısızlık ile aramdaki ilişkiyi en iyi özetleyen cümle: “Başarısızlık yaşamamak için yaşamıyorum.” Başarısız olabilme ihtimalimin olması, bir işe başlamamı ve sürdürmemi engelliyor. Bu sebeple hiçbir zaman risk alamıyorum ve edinebileceğim tecrübelerden geri kalıyorum. Geçmiş yıllarda başarısızlık kavramını sadece akademik hayat üzerinden değerlendiriyordum(good old days) ancak yetişkinliğe geçiş ile hayatın sadece akademik şeylerden oluşmadığını, çok daha büyük ve devrimsel hayat sınavları ile karşı karşıya kalacağımı fark ettim. Tüm hayatımı dönüştürebilecek ve değiştirebilecek bu büyük kararlar karşısında nasıl seçim yapabilirim ki? Tüm tanıdığım yetişkinler kendi sorunlarında boğulurken kimden tavsiye isteyebilirim ki? Bu soruların zihnimi kemirmesini önlemek için acilen başarısızlık kavramına bakış açımı gözden geçirmem gerekiyordu. Başarısız olmaktan neden korktuğumun cevabını bulmam gerekiyordu. Spoilers bulamadım ancak bu süreçte biraz da olsa beni tatmin edecek düşüncelere ulaştım.
Hayatım belli dönemlerden oluşuyor ve bu dönemleri bir oyunun seviyelerine benzetiyorum. Her yeni seviyede yeni bölüm canavarları ile karşılaşıyor, önceki seviyelerde edindiğim özellikler ve güçleri kullanarak stratejiler geliştirip bölüm canavarını aşmaya çalışıyorum. Bu düzlemde düşündüğümüz zaman hayata dair tüm soruların cevaplarını biliyor olmak, oyunun tüm seviyelerinin nasıl geçileceğini biliyor olmaya denk düşüyor. Böyle bir oyundan da keyif alacağımı zannetmiyorum. Başarısızlık açısından bakarsak da o seviyeyi ilk denemem de geçemesem de edindiğim özellikleri ve tecrübelerimi kaybetmiş değilim. Bir daha deneyebilirim hatta bu deneyişimde oyundaki saklı yumurtaları(easter egg) keşfedebilirim. Her seviyede yeni özelliklerin ve hediyelerin kilitleri açılıyor. Bunları da her yeni yaşımda edindiğim tecrübelere, keşfettiğim düşüncelere, deneyimleme imkanı bulduğum duygulara benzetiyorum. Çeşitli duygular hissedebiliyor olmak o kadar inanılmaz bir şey ki yaşadığım duyguları inceleyip analiz etmeye ve isimlendirmeye bayılıyorum. 21 yaşına kadar bir sürü duygu deneyimledim ancak her geçen gün yepyenileri ile karşılaşıyorum. Deneyimlediğim her duygu, düşünce, tecrübe keyif verici olsa da olmasa da karakterimin özelliklerini etkiliyor ve yeni bölüm canavarlarına karşı hazırlıklı olmasını sağlıyor. Bu oyun-hayat benzetmesi üzerine betimlemeler yaparak hayaller kurmak yeni hobim oldu. Bu sepeble oyun geliştirme sürecinin arka planında işleyen dinamikler neler, nerelerden esinlenerek oluşturulmuş, literatürde bunun hakkında neler yazılmış, onları araştırmaya başladım.

Umuyorum ki bu perspektiften bakmak beni yeni deneyimlere daha açık kılacak. Bu konu üzerine düşüncelerim hala şekillenmekte ancak onları yazıya dökmek şekillenme sürecini kolaylaştırıyor. Tam olarak şeklini alamamış düşüncelerimi sıkılmadan okuduğunuz için teşekkür ediyor ve düşünce birliğime katkılarınızı merakla bekliyorum🖖
Dr. William Bell için bir cevap yazın Cevabı iptal et