Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,
İlgilendiğimiz şeyler zevklerimiz ve isteklerimizi şekillendiriyor, onların etkisinde şekillenen isteklerimiz ise en başta ilgilendiğimiz alanı besliyor. Benzer ilgi alanları etkisinde bir dairede yaşamaya başlıyor ve bu dairenin dışındakileri deneyimleyemiyoruz çünkü onları istemiyoruz. Onları istemememizin ardındaki sebep ise aynı dairede dönüp durduğumuzdan onlar hakkında pek de bir fikrimizin olmaması. Eğer bu ilgi daireleri arasında sıçramalar yapmazsak da birçok şeyi kaçırıyoruz. Zihnimde dolaşan bu düşünceler ile yarıyıl tatilimde daha önce deneyimlemediğim çeşitli aktiviteleri denemeye karar verdim. İlerleyen süreçte okuyacağınız üzere seçtiğim etkinlikler bulunduğum dairenin çok uzak noktalarında bulunmuyorlar, parmak uçlarında atılmış adımları içeriyorlar. Lütfen yargılamayalım -_-

İlk aktivitemiz koronada herkesin boş vaktini doldurmak amacıyla yaptığı bir aktivite olan puzzle. Daha önce 25 parça üzeri puzzle yapmamış biri olarak 3000 parçalık bir puzzle almaya karar verdim. Bu seçimimin ardındaki düşünce dinamiğini tam olarak bilmiyorum. Zorlayıcı, keyif dolu ve saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım bir süreç oldu. Aynı zamanda parçaların yerini bulmaya çalışırken eğer size bir podcast veya şarkı eşlik etmiyorsa düşünmek için çok vaktiniz oluyor. Bu uzun düşünme serüvenlerinde istek ve ilgi dairelerinin etkilerini daha ayrıntılı keşfetmiş oldum. Keşfettiğim şeyleri ayrıntılandırmak amacıyla bu serüvenden bir kesit paylaşacak olursam:
Müzik dinlemek ve keşfetmek saatlerimi harcadığım bir hobi. Şu anda tür fark etmeksizin birçok dilde, birçok müziği ve sanatçıyı dinliyorum. Ancak müzik zevkimi domine eden bir tür var ve ben de hafızamda bir yolculuğa çıkarak bu türü neden ve ne zaman dinlemeye başladığımı bulmaya çalıştım -dediğim gibi puzzle yaparken düşünecek çok vaktiniz oluyor :)- Bu araştırmanın motivasyon faktörü de eğer şu anki alışkanlıklarımın orijinlerini fark edersem ilgi dairelerim hakkında daha çok bilgiye ulaşacağım inancıydı. Uzun saatler sonrasında bir evreka anında, müzik zevkimin kökenini hangi grubun oluşturduğunu buldum: Chameleon Circuit. Ve saatler boyunca onları dinledim. Başlangıçta onları dinlememin asıl sebebi ise Doctor Who hakkında şarkılar yapıyor olmalarıydı (hardcore bir whoviandım) Onları dinlerken de acaba bu süreçte yumurta-tavuk olayının bir benzerini mi görüyoruz diye düşünmeye başladım. Onları dinlemem mi bu tarz müzikleri dinlemeye beni itmişti yoksa zaten bu tarz müzikleri seviyordum ama daha önce fark etmemiş miydim? Her iki düşünceyi de destekleyen güçlü bulgular var ancak hala bir sonuca ulaşamadım. Bunun üzerinde durulması gereken bir konu olmadığını düşünebilirsiniz ancak bu seçimler şu anda yapmaktan zevk aldığım, öğrendiğim, görüşlerimi şekillendiren ve dikkatimi verdiğim birçok şey için katalizör görevi görmüş. Dikkatimiz en değerli kaynaklarımızdan biri ve eğer aynı ilgi dairelerinden hiç çıkmazsak dünyadaki harika birçok şeye dikkatimizi vermiyor, keşfedemiyor ve öğrenemiyoruz.
İkinci aktivitemiz ise bu kadar eğleneceğimi tahmin bile etmediğim bir şey: nakış işlemek. Aslında böyle bir etkiyi beklemem gerekirdi çünkü kodlama ile birçok benzerlikler içeriyor. Her iki aktivitede de elimdeki araçları kullanarak, bu araçların kapasitesi ve hayal gücümün sınırları içerisindeki her şeyi gerçekleştirebilme imkanım var. Zihnimin izdüşümünü içeren desenleri işleyerek arkadaşlarıma hediye edebiliyorum, iletişimin yepyeni bir formu daha. Aynı zamanda terapötik etkisi ile birçok stresli durumla baş edebilmemi sağladı.
Bu yazıda bahsedeceğim son aktivite ise yürümek. Burada kastettiğim yürüme işlemi yürüme amacıyla yapılan yürüyüş, A noktasından B noktasına ulaşmak isterken seçtiğimiz bir yöntem olan yürüyüş değil. Bu açıklamayı yapmamın ana sebebi, önceden yürüyüşün benim için bu kadar dar bir anlamı içermesinden kaynaklı. Bu yürüyüşler (daha romantik olan ve benim isimlendirmeyi sevdiğim hali ile “kendimi date’e çıkarma saatlerim”), kendi düşüncelerim ile başbaşa kaldığım, düşüncelerimi, dürtülerimi ve davranışlarımı keşfe çıktığım enfes süreçler. Burada kısa bir anekdot geçmek istiyorum: Şehir merkezinden uzakta yaşadığım için yürüyüş rotalarım insanların çok az bulunduğu daha çok kuşlar, dağlar,köpekler ve bolca sessizlik ile çevrili olduğum yerleri içeriyor. Yürüyüşlerimde odaklandığım birkaç konudan yüzeysel olarak bahsederek yazımı sona erdireceğim çünkü birçoğu saatlerce konuşabileceğim konular ve yeteri kadar konuştum.
- Düşüncelerimi paylaşmakta çok büyük bir sıkıntı çektiğimi fark ettim. Bu birebir konuşmalarımda da böyleydi, internette anonim olarak paylaştığım yazılarda da böyle. Sürekli düşüncelerimi frenliyor, düşündüklerimi ifade etmekten çekiniyordum. Buradaki en büyük sorun düşüncelerin değişmez olduğunu varsaymış olmamdan kaynaklanıyordu. Bu varsayım ise günümüz toplumundaki insan etiketlerinin soyut kafeslerinden kaynaklanıyor. Oysaki düşünceler gelişir, değişir, ölür ve doğar. Bu kadar devingen düşüncelere sahipken insanları geçmişte söyledikleri ve düşündükleri şeylerin esiri kılmak hiç mantıklı değil.
- Sabrın ne kadar önemli bir nitelik olduğunu fark etmiş miydiniz? Günümüzde sosyal medyanın etkisi ile başarı hikayelerinin sadece parlak ve mutlu kısımlarını görebiliyoruz. Bu da bende anlık olarak insanların bir gecede başarılı olduğu algısı oluşturuyor. Oysaki o başarıların ardında yıllar süren sabır, emek ve azim var. Bunu sürekli kendime hatırlatmam gerekiyor. Fábio Moon ve Gabriel Bá‘nın da dediği gibi ” Eğer çok hızlı yolculuk edersen her şeyi bulanık görürsün ve enteresan birileriyle tanışamazsın.”
- Kendi kendime kaldığım zamanlarda çok ayrı hayallere sahip, bir gün boyunca internette vakit geçirdikten sonra çok ayrı hayallere sahip oluyorum. Toplumsal normlar ile istediklerim çelişiyor ve bu istediklerimi yeniden sorgulamama sebep oluyor. Sanki herkesin tercih ettiği yol doğru olan yolmuş gibi hissediyorum ancak “Ya sen doğruysan ve onlar yanlışsa?” düşüncesi zihnimi ele geçiriyor (Tam tersi çok vahim bir durum, umarım öyle değildir). Dış uyaranların gürültüsü olmadan kendi kendime kaldığım bu süreçte, kariyer hedeflerim ve beklentilerim hiç beklenmeyen ani bir yöne doğru ilerlemeye başladı. Bu yeni rotanın heyecanı ile şevkle bu yeni yolda adımlar atıyor ve araştırmalar yapıyorum.
Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Eğer eklemek istediğiniz noktalar varsa düşüncelerinizi merakla bekliyorum, belki düşünceleriniz ilgi dairemden başka dairelere sıçramamı ve Cemil Meriç’in de dediği gibi düşünce birlikleri oluşturmamızı sağlar.
Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: düşünce birliği. O da rüzgarın her an tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur. İnsanların kaçta kaçı düşünür? Düşünenlerin kaçta kaçı karşılaşır ve açılır birbirine?
Cemil Meriç
Akina Arial için bir cevap yazın Cevabı iptal et