Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,
Bu blog benim için sıradan bir yazım alanı değil; içimde olup bitenleri damıta damıta kelimelere döktüğüm bir yuvaya (zihinsel evrenime yani paracosma) dönüştü. Zihnimde yankılanan düşünceler, kalbimde iz bırakan duygular bir şekilde burada kendine bir köşe buldu hep. 24. yaşımı değerlendirirken de dönüp bu yazıları okumak güzel bir başlangıç oluşturdu.
Bu yaşımın teması bir kelime olsaydı, hiç şüphesiz ‘hayret’ olurdu. Çünkü hayret, yalnızca bir duygu değil, varoluşa açılan bir kapı gibi yer etti bende. Gördüklerimi geçici görüntüler olmaktan çıkarıp onlara derinlik katan, bildiklerimi sorgulamaya sevk eden, bildiğimi sandığım şeyleri yeniden öğrenmemi sağlayan bir mercek oldu.
Hayrete dair okumalar yapmışım, hep onu düşünmüşüm, yazılar yazmışım, videolar çekmişim ama en çok da hissetmişim. Hayret, bu yıl zihnimin bir misafiri değil, ev sahibi olmuş.
Okuma günlüğüme not aldığım bir alıntı ile de bu hislerimi tasdiklemişim:
Hayret bir kavrayışa açılan yolun başlangıcıysa bundan neyi anlarız? Bundan dertlerimizin bizi helak etmeyeceğini; bilakis dertlendiğimiz hususlar sebebiyle ruhen terakki sağlayabileceğimizi anlarız.
– Henry Sen Neden Buradasın? İsmet Özel
Hayret duygusunu en yoğun hissettiğim anlardan biri, Future Mail Capsule sorularımı yanıtlarken oldu. Kısaca Future Mail Capsule’ün ne olduğundan bahsedeyim: Her yıl doğum günümde kendime zamanlanmış bir e-posta gönderiyorum. Bu e-postada, önceden hazırladığım bazı sorular yer alıyor ve ben de her yıl bu soruları yanıtlayarak cevapları kaydediyorum. Bu geleneği 2021 yılından beri düzenli olarak sürdürüyorum.
Bu yıl verdiğim cevaplar, önceki yıllarla karşılaştırıldığında hem aynıydı hem de çok farklı… Temelde, yani özümde hissettiklerim büyük ölçüde sabit kalmışken, yüzeydeki konuların değiştiğini fark ettim. Sanki hayat beni dönüp dolaştırıp yine en başta düşündüğüm ve hissettiğim yerlere geri getirmişti. Bu sürecin ardındaki dinamikleri de bir nebze algıladığım bir konumdayım şu sıralar. Neden yolumu kaybetmiştim, neden şimdi yeniden bulabiliyorum, hepsi birer birer açığa çıkıyor.
Yolumu kaybettiğim o uzun süreç boyunca, aslında yanlış bir puzzle’a yerleştirilmeye çalışılan uyumsuz bir parçaydım. O puzzle’a ait olabilmek için tüm çıkıntılarımı törpülüyor, canımı yakıyor ama yine de kendime oraya ait olduğumu söyleyip duruyordum. Dahası, önümde duran bu tek resim dışında başka bir puzzle’ın var olabileceği fikrinden bile habersizdim. Jodorowsky’nin dediği gibi, “Kafeste doğan kuşlar uçmayı bir hastalık sanır”. Ben de ait olmaya çalıştığım bu bütünden başka bir dünyanın, başka bir uyumun mümkün olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Yaşadığım bu durumu Andrei Tarkovsky, Nostalghia filminde öylesine güzel izah ediyor ki…
Bu farkındalıkla birlikte, birçok konuya baktığım mercekler değişti, yenilendi, adeta temizlendi. Bir eylemi yerine getirebilmekte en belirleyici unsurun, ona olan bakışımız olduğunu fark ettim. Geçmişte beni zorlayan, hatta acı veren şeyler, yalnızca küçük bir perspektif değişimiyle bambaşka bir hâl alabiliyor. O eylem artık yalnızca yapılabilir değil, keyif alınabilir bir şeye dönüşüyor.
Erteleme, yetersizlik, irade eksikliği hissiyatlarının ilacı da merceklerimizi yenilemekten geçiyormuş. Üstelik bu değişimin etkisi sadece bununla sınırlı değil; temizlenmiş mercekler, o uzaktaki hedeflerimizi çok daha net görmemizi sağlıyor.
Bu yaşımda edindiğim bir diğer farkındalık da, kendimi birçok açıdan yanlış veya eksik tanıdığım gerçeği oldu. Kendime dair sert yargılarım, arkadaşlarımla yaptığım derinlikli sohbetler sayesinde yavaş yavaş eriyor; çünkü bir insan bir başkasını gerçekten duyduğunda, kendi içinde daha önce hiç bilmediği bir şeyi de duymuş oluyor.
Birkaç yıl önce, cesaretsizliğimden söz ettiğim bir yazıya atfen değerli bir arkadaşım bana “Aksine, sen çok cesur bir insansın” demişti. O zaman bu sözü kavrayamamış, kendime yakıştıramamıştım. Şimdi fark ediyorum ki o yazıyı kaleme aldığım zaman da, bugün de gerçekten cesur biriyim; kararlarımı şükürler olsun ki cesaretle alabiliyorum. Bu yaşımda bunun gibi birçok olay yaşadım, insanın onu gerçekten gören ve anlayan arkadaşlara ve onlarla edeceği derinlikli sohbetlere ihtiyacı var.
Yapmak istediğim şeylerin çokluğu yüzünden, her şeyi eksik yaptığımı ya da koyduğum hedefleri yerine getiremediğimi düşünüyordum. Hatta yıl boyunca tuttuğum güncelerde en çok kendime bu konuda sitem etmişim.
Ama geriye dönüp retrospektif bir bakışla incelediğimde, zihnimde kurguladığım ve günceme yazdığım pek çok şeyi aslında yaptığımı fark ettim. Hiçbir hedefime ulaşamadığımı sanıyordum ama zaman alsa da, istediğim çoğu şeyi adım adım gerçekleştirmişim; kimilerini ucundan, kimilerini biraz daha derinlemesine deneyimlemişim.
Bu farkındalık bana, yıllar önce internetin derinliklerinde rastladığım bir yazıyı hatırlattı…
Bence bu konudaki sorunlardan biri, herkesin mutlaka “yukarıya” gitmek istemesi gerektiğinin varsayılması. Sanki mantıklı olan tek ilerleme yolu, çalışandan yöneticiye, oradan bölge müdürlüğüne, en sonunda da işin sahibi olmaya doğru ilerlemekmiş gibi.
Ama ben büyümeyi hep bitkilere benzetirim.
Titrek kavaklar güneşe ulaşmak için uzar, evet. Ama karahindibalar derinlere kök salar; kendilerini öyle iyi tanırlar ki, eğer birileri onları yerinden sökmeye kalkarsa, bayağı uğraşmaları gerekir. Bir de kekik gibi sürünücü bitkiler vardır; öyle geniş bir alana yayılırlar ki, nerede toprak bulsalar orada yeniden kök salarlar.
Herkesin yüksek hedefler peşinde koşması gerekmez. Sen, hangi tür bitki olduğunu herkesten daha iyi bilirsin.
Benim öğrenme yolculuğum kekik gibi geniş bir alana yayılmış, biraz dağınık ama en keyif aldığım şekli de bu.
Son olarak bu yaşımda keyif alarak öğrendiğim ya da yaptığım şeyleri listeleyerek de yazımı tamamlayacağım:
- Birkaç yıldır aklımda olan hava durumu battaniyemi planlayıp örmeye başladım, şu an haziran ayı dahil bitmiş durumda. İnşallah önümüzdeki kışa yetişecek.
- Yıllardır hayalim olan 3D yazıcıyı aldım, evimde güzel bir atölye oluşturdum. Keyifli baskılar alıyor, sevdiklerime veriyor ve kendim kullanıyorum.
- Dua defteri tutmaya başladım. Verdiğim en güzel kararlardan biri.
- Dolmakalem dünyasına giriş yapmıştım, bu yıl bolca deneyimledim. Tabi bununla beraber her yeri mürekkep yaptığım çok an yaşandı.
- Gökyüzü Güncesi tutmaya başladım. Analog bir şekilde bir defterde de tutuyorum. O kadar güzel gökyüzlerine şahit olmuşum ki nefesim kesiliyor.
- Scrapbook denemeleri yapıyorum, güzel ajandalar tutuyorum.

- Daha önce ayak basmadığım bir şehre taşındım ve ilk evimi tuttum.
- Tıp fakültesini bitirdim, doktor olarak çalışmaya başladım.
- Bolca araba kullandım, hala amatörüm ama en azından korkumu yendim.
- Arapça öğrenmeye başladım, olabildiğince düzenli ve istikrarlı bir şekilde.
- Pandemi dönemi Esra’sının bayıldığı yerlerden çeşitli alanlarda kurslar alıyorum. Genomic Data Science bu aralar favorim olan.
- Bu sene bir arkadaşımla katıldığım Harvard CS50 Puzzle Day etkinliğinde kişisel rekorumu kırdım (Sorularda 7/9’da yaptık)
- Okuma günlüğüme ara vermiştim, şu an tam gaz devam ediyorum.
- Kitap tahlilleri yaptığım videolar çekmeye başladım.
Öğrenme maceram keyifle devam ediyor, bu süreçte bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Allah’a emanet olun 🌼
Yorum bırakın