Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,
İstikrarlı bir şekilde devam ettirememiş olsam da 2023 yılına dair oluşturduğum 3 aylık durum raporlarını dönüp dönüp yeniden okuyorum. Yaşadığım o döneme ve değişimime dair güzel içgörüler sunuyorlar. Bu sene de bu geleneği devam ettirmeye karar verdim. 2024 yılının ilk 3 aylık durum raporuna hoş geldiniz.
Yoğun olarak çalıştığım bir 3 ay daha geçirdim, son 3 haftam ise görece rahat olduğum psikiyatri rotasyonunda geçti. Bu rahatlığın ve kendime ayırdığım zamanın artışı ile zihnimdeki, ruhumdaki ve kalbimdeki dağınıklıkları toparlama imkanım oldu.
Hayata dair hayretimin giderek azaldığı, zihnimin monotonlaştığı, bataklığa saplandığım ve bu durumdan kurtulmak için debelendikçe daha da derin bir zihin tembelliği yaşadığım bir süreçten geçiyordum. Geçmişte tuttuğum yazılı, sesli ve videolu güncelerimi analiz etmemle gerçekten hayatıma keyif katan, düşüncelerimi yoğurup fermente ettiğim birçok aktiviteyi yapmayı bıraktığımı fark ettim. Geçmişte video günlükleri, okuduğum kitaplara dair incelemeler, zihnimi zorlayan konular üzerine video makaleler ya da podcastler çekiyordum. Eğer bunları yapamıyorsam kısaca bunlar hakkında yazılar yazıyordum. Yani üreticisi, dinleyicisi, eleştirmeni olduğum minik ve özel bir paracosmum vardı. Aslında bana hayret veren şeylerin kaydını tutuyordum ve bu süreç de hayretimin giderek artmasını sağlayan bir döngüyü besliyordu. Günlük yaşamda insan, içinde bulunduğu durumu, düşündüklerini, hissettiklerini fark edebilmek için yavaşlamalı. İşte bu aktivitelerin hepsi bana, göreceli olarak bunu sağlıyordu. Bunları yapmayı bırakınca yaşadığım ama yaşadığımı fark etmediğim bir süreç içerisine girdim. Sorunu daha öncesinde de saptamıştım hatta önceki blog yazılarımda da değinmiştim ancak bataklıktan çıkmam ve eski güzel üretken yaşamıma dönmem yeni yeni gerçekleşiyor.
Zihnimdekileri dışavuramamanın etkisi ile zihinsel bir yük hissediyordum, bunu da diğerleri kadar verimli olmayan başka bir yöntem ile hafifletmeye çalışıyordum: örgü örmek.
Bir şey izleyeceksem ya da dinleyeceksem bunu yaparken örgü örmeden duramıyorum. Yorucu bir günün ardından sesli kitabımı açıp örgü örmek benim için motive edici bir faktör ve konfor alanı sağlıyor. Bu 3 aylık süreçte kendime kocaman bir unutma beni çiçeği yastığı, tavşan, hırka, şapka, çanta ördüm. Kuzenime de tatlı bir bebek ördüm. Örgü örmenin bana neden böyle bir konfor alanı ve terapi etkisi sağladığını da irdelemeden edemedim. Analizlerim sonucunda kendi ellerim ve hayal gücümün etkisi ile ortaya somut bir ürün koyabilmenin çok tatmin edici olduğunu fark ettim. Bana, az emekle anlık hazlar da sağlamıyor, tamamen irademi kıran uzun vadeye yayılmış hedeflerin sürüncemesinde de bırakmıyor. Tam olarak elimden gelen emek ile zamanında ulaştığım bir haz ve dopamin etkisi oluşturuyor. Bu nedenle gün içerisinde örgü öreceğim saatleri iple çekiyorum.


Üretkenlik devrimim ile beraber yeniden videolar çekmeye, yazılar yazmaya başladım. Şu sıralar yapmaktan çok keyif aldığım bir aktivite de sevdiğim şiirleri bir yerde toplamak, bunu halihazırda Notion’da Magical Poetry World’de tutuyordum ancak fiziksel bir halde de elimde bulunmasını istedim. Çok sevdiğim bir arkadaşımın benim için özenle yaptığı bir defterin sayfalarını sevdiğim şiirler ile dolduruyorum. Kalbimi çiçeklendiren bahçelerin izdüşümünü kağıtlara aktarıyor gibi hissediyorum.
Elbette birbirinden harika kitaplar okumaya devam ediyorum. Bu 3 ayda 27 kitap okumuşum, beni etkileyen birkaç tanesinden kısa kısa bahsedeceğim. Kitap klübündeki arkadaşımın önerisi ile Alessandro Barrico’nun Mr. Gwyn isimli kitabını okudum. Kurgu harikaydı, bana o kadar çok şey anımsattı ve hatırlattı ki, zihnimde kitabın etrafını saran geniş bir çağrışım çemberi oluştu. İnsanların portrelerini yazmak, bunları öykü şeklinde ortaya koymak ne enfes bir düşünce.
Jasper Gwyn taught me that we aren’t characters, we’re stories,…We stop at the idea of being a character engaged in who knows what adventure, even a very simple one, but what we have to understand is that we are the whole story, not just that character. We are the wood where he walks, the bad guy who cheats him, the mess around him, all the people who pass, the color of things, the sounds.
Mr. Gwyn, Alessandro Barrico
Bana çağrıştırdığı şeylerden biri elbette Doctor Who’dan “”we are all stories in the end…”, bir diğeri de Lilli’den stories şarkısı. Hep paracosmlardan bahsediyorum, blogumun adı bile Aech’s Paracosm. Her birimizin yaşadıklarımız, hissettiklerimiz ile kocaman bir dünya, öykü olduğunu düşünüyorum, benim gözümde kitabı etkileyici kılan noktalardan biri de bu oldu sanırım. Zihnimde insanların hayatlarına dair kurguladığım varsayımları pekiştirdi.
Bir diğer kitap önerim Mehmet Kardaş’ın kaleme aldığı 365 Mikro Bilimkurgu kitabı. Mehmet Bey 365 gün boyunca twitterda mikro bilimkurgu öyküleri yazmış ve bunları bir kitap haline getirmiş. İlk başta her gün minik de olsa bir şeyler yazabilmek adına çıktığı bu yolculuk sonrasında çok güzel öykülere evrilmiş. Yıllar önce twitter hesabı karşıma çıkmıştı ve kısa süreliğine yazdıklarını takip etmiştim ancak bunları kitaplaştırdığından haberdar değildim. Bunu öğrenmem ile beraber kitaplarını okumaya başladım. Mikro öykülerin dimağımda bıraktığı tat o kadar lezizdi ki her biri geliştirilip kocaman bir evren kurgulanabilecek fikir tohumu ve ilhamı barındırıyor içinde.
Ölümsüzlüğü keşfettiğimizde uzaylılar kapımızda bitiverdi.
– Gezegenin kirasını geciktirdiniz. Ya hemen ödeyin, ya da biz almasını biliriz.
– Nedir borcumuz?
– Ruhlar.
293. gün
Yakın zamanlarda Ercan Kesal’ın kaleme aldığı Evvel Zaman isimli kitabı okudum. Bu kitap Bir Zamanlar Anadolu’da filminin çekim sürecinde, Ercan Kesal’ın tuttuğu güncelerden oluşuyor. Film, Ercan Kesal’ın zorunlu hekimlik sürecinde şahit olduğu bir cinayet olayı üzerinden kurguladığı bir fikri temel alıyor. Kitap film çekimine dair birçok fikir vermesinin yanında, Ercan Bey’in yıllar önce zorunlu hekimlik yaptığı yerlere bu sefer film çekmek için dönmesi ve o zamanları yeniden anımsamasını da içinde barındırıyor. Birkaç ay sonra ben de kendimi böyle bir süreçte bulacağım için beni ekstra etkiledi ve düşüncelere sürükledi.

Bu 3 ayda güzel tiyatrolara gittim. Eğer gideceğim tiyatro bir edebi eserden ilhamla oluşturulmuşsa önce onu okuyup sonrasında tiyatroya gidiyorum. Serkan Keskin’in tek kişilik oyunu olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü için de planım öyleydi ancak işlerimin yoğunluğundan kitabı bitiremedim. İyi ki de bitirememişim, çünkü olacakları bilmeyişim tiyatroyu çok daha keyifli hale getirdi. Serkan Bey kesinlikle enfes bir performans sergilemiş. Yakın zamanda Ankara’da yeniden gösterimi olacak, kesinlikle gitmenizi öneririm.
Ehliyetimi yaklaşık 2 yıl önce aldım ancak daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere vasat bir cesaret düzeyine sahibim. Bu nedenle trafiğe karışmak ve araba kullanmak benim için büyük bir problemdi. Son 1 aydır adım adım üzerimdeki bu cesaretsizliği silkeleyerek araba kullanmaya çalışıyorum. Galerim arabanın çekilmeyeceğine dair babamdan güvence almak adına arabayı park ettiğim yerlerin fotoğrafları ile dolu 😄

Bu süreç bana Aech’in veri uzayına haykırışları yazımı anımsattı ve geri dönüp o yazıyı yeniden okudum. Çünkü o yazının çıkış noktasının ana sebeplerinden biri de araba kullanmaktaki cesaretsizliğim ve bunu bir türlü aşamıyor oluşumdu. Korkularım da buna dahil olmak üzere hayatımdaki birçok şeyi düşünerek aşabileceğimi zannediyorum ancak maalesef bazı konularda ancak eyleme geçmek ile o durum aşılabiliyor. Bunun zaten farkındaydım ama araba sürme maceralarım ile bunun sağlamasını yapmış oldum. Yolları kaçırdığım, Ankara’nın sokaklarında kaybolduğum günler geçiriyorum, benim için büyük insanlık için küçük adımlar atıyorum.
Ayrıca o yazıda, yazının ateşleyicisinin Tamino’nun Indigo Night şarkısı olduğunu söylemiştim. Bunun vesilesi ile bugünlerde neredeyse her gün gidip dinlediğim şu harika eseri de sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu süreçte önceki yazılarımda paylaştığım, BT görüntülerinde akciğer kanseri sınıflama projemiz üzerine çalışmalarıma da hız verdim. Hala elimizdeki imkan kısıtlamaları nedeniyle istediğimiz sonuçlara ulaşamasak da her gün yeni şeyler öğrendiğim ve denediğim günler geçiriyorum.

Bu 3 ayın en güzel yanlarından biri elbette Ramazan’ın gelişiydi. Bu Ramazan’ı büyük bir coşku ile evimi, ruhumu süsleyerek karşıladım. Arkadaşlarım ile keyifli, harika iftarlar yapmaya devam ediyorum.

Ayrıca güzel okumalar yapmaya vaktim oldu, hala bitirememiş olsam da okurken çok feyizlendiğim Gazali’den İlimlere Giriş kitabını da sizlere önererek yazımı bitirmek istiyorum.
Yazımı okuduğunuz ve öğrenme macerama eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Hayırlı, mübarek Ramazanlar dilerim 💙

Yorum bırakın