Eşikte Beklemek – Yağız Gönüler

By

Merhaba tüm organik ve yapay yaşam formları,

Uzun zamandır bir kitap kulübüne katılmak istiyordum. Hatta 2022 yılındaki hedeflerimden biri de içinde bulunmaktan keyif duyacağım bir kitap kulübü bulmaktı.

Yakın zamanda, her bir araya gelişimizde sürekli kitaplar hakkında konuştuğumuz bir arkadaşımın önerisi ile iki haftada bir kitap okuyup o kitap üzerine konuşmaya karar verdik. İki kişiden oluşan bir ekibe kulüp denir mi bilmiyorum ama benim için minik ve çok keyifli bir kitap kulübü oldu diyebiliriz 💙

Buluşmalarımız sayesinde fark ettim ki kitaplar üzerine başka biri ile bu kadar ayrıntılı konuşmak ya da kitap hakkında fikirlerimi birine belirtecek olmam kitap okuma deneyimimi derinleştirdi.

Okuduğum kitaplar hakkında düşündüklerimi okuma günlükleri olarak hali hazırda kaydediyorum. Ancak başka biri ile kitaplar üzerine konuştukça kitap, kendi düşüncelerim ve karşımdaki kişinin düşünceleri ile katman katman açılıyor. Aynı düşüncelerin ikimizde oluşturduğu farklı çağrışımlar bizi bambaşka düşüncelere ve kitaplara götürüyor. Konuştukça bahsetmek istediğiniz daha çok şeyin ortaya çıktığı lezzetli muhabbetler ve harika düşünce birlikleri oluşuyor. Bu süreç içerisinde fark ettim ki benim aradığım şey, birçok insandan oluşan bir kitap kulübü değil birebir düşünce paylaşımı yapabileceğim bir kulüpmüş. O nedenle 2022’deki hedefimi tamamladığımı canı gönülden söyleyebilirim.

Tüm bu deneyimler sonrasında, öğrenme maceramın kaydını tuttuğum bu blogda, öğrenme maceramın büyük bir kısmını oluşturan kitaplardan neden bahsetmeyeyim ki sorusu zihnime yerleşti ve yeni bir seriye başlamaya karar verdim. Aech ile Okuma Günlükleri’nin ilk yazısına hoş geldiniz!

Bu seride bahsedeceğim ilk kitap Yağız Gönüler’in Eşikte Beklemek isimli kitabı. Yağız Gönüler, görece yeni keşfettiğim bir yazar. Kendisini, ruhuma dokunan harika tweetleri ile tanıdım. Tweetlerini okudukça eserlerinden çok keyif alacağımı fark ettim. Okuduğum ilk eseri Minnet Eylemem isimli şiir kitabıydı. Daha önceki bir yazımda da kendisine atıfta bulunmuştum(bkz)

Şiirlerinin gönlümde bıraktığı lezzetle diğer kitaplarını da temin edip okumaya başladım. Eşikte Beklemek kitabına da böyle ulaşmış oldum.

Kısa denemelerden oluşan bu ince kitap, okuyup bitirdiğim günden beri başucumda ve bu yazıları sık sık yeniden okuyorum. Yazarın da dediği gibi tek nefeste okunabilen ancak tekrar tekrar okudukça, her seferinde başka şeyler söyleyen yazılar bunlar.

Yazıların her biri gönlüme, ruhuma şifa oldular. Ne kadar bahsedersem bahsedeyim hep bir kısmını eksik bırakacağımın bilinciyle kitabı okumanızı canı gönülden tavsiye ediyorum. Üzerine uzun uzun düşündüğüm birkaç alıntıdan ve bana düşündürdüğü şeylerden bahsederek kitabın lezzetine sizi de ortak etmek istiyorum.

Yazılarımı okuyanların fark edeceği üzere yazılarımın ana teması olan, doğru yolda mı ilerliyorum, bulunduğum ve ilerlediğim yol bana uygun ve uyumlu bir yol mu soruları sürekli zihnimi meşgul ediyor. Okuduğum, dinlediğim, izlediğim şeylerin verdiği ilhamlarla bu soruların cevaplarına ulaşmaya çalışıyorum. Beni tatmin eden cevaplara ulaşmak için arayışlara çıkıyorum. Arayışımlarımda ilk durağım elbette Kuran-ı Kerim oluyor. Bu soruların beni bunaltacak seviyeye gelmesi ile beraber şükürler olsun ki en sevdiğim surelerden biri olan İsra Suresini okurken 84. ayeti özellikle ilgimi çekti.

De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”

İsra 17/84

Ayeti iyice kavramak için çeşitli kaynaklardan tefsirlerini okumaya başladım. Nouman Ali Khan’ın enfes tefsirini dinlemem ile bu ayetin ardındaki hikmeti biraz daha açıklıkla görebilmeye başladım. Bu ayetin, hayatımı yaşayışımda ve verdiğim kararların ardındaki motivasyonun değişmesinde çok büyük bir etkisi oldu. Kendime bunu sürekli hatırlatabilmek amacıyla yıllar önce bu ayeti yazıp duvarıma asmıştım. Notionda da beni karşılayan ilk sayfada bu ayet yazıyor.

Duvara astığım ayetin karşısında bu kitabı okurken, yazarın da bu ayetten bahsetmesi benim için çok anlamlı ve güzel bir tevafuk oldu. Aynı zamanda, aşinalığın neden olduğu gözardı etme etkisi ile bu ayete eskisi kadar dikkat etmiyordum, benim için güzel bir hatırlatıcı oldu.

Son yazılarımda birçok kez başarı kavramına olan yaklaşımımın değiştiğinden bahsediyordum. Bu değişimin ana katalizörlerinden biri bu ayet ve Nouman Ali Khan’ın tefsiriydi.

Toplumun dikte ettiği başarı kavramı çok farklı dinamiklere dayanıyor. Sürekli daha çok olana ulaşmaya çalışıyoruz, her şeyin “en” i biz olmak istiyoruz. En güçlüsü, en güzeli, en zengini vs. Çünkü kendi özdeğerimizi başarılarımızla ölçüyoruz. Bir şeyin “en”i olduğumuz zaman da en değerli olacak olanın kendimiz olacağını zannediyoruz. Bu ölçüm ile başarılarımızın prangaları etkisinde kalan özdeğerimizi başkaları ile karşılaştırmaya başlıyoruz. Kendi değerimizi, toplumun ödüllendirdiği ve cezalandırdığı normlara göre düzenlenmiş bir skalaya göre belirliyoruz. Bu süreç, derin toplumsal sonuçlara yol açan bir zincirleme reaksiyona neden oluyor.

Toplumun dikte ettiği başarı kavramına göre belirlenmiş kendi değerimizi kabul ediyoruz, bunun sonucunda toplumun daha değerli kabul ettiği normlara göre toplumda bir statü ayrımı ve gruplanma oluşuyor. Bu statü ayrımı çerçevesinde sosyal çevreler oluşturuyoruz ve bir baloncuğun içine hapsoluyoruz. Bizimle çok benzer deneyimleri yaşamış insanlar ile aynı baloncuk içinde diğer insanları ötekileştirerek yaşamaya devam ediyoruz. Onların hayalleri, hayatları, düşünme biçimleri, değer verdikleri ögeler hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan kendi baloncuğumuzda yaşamaya devam ediyoruz. Kim bilir ne enfes şeyler kaçırıyoruz. Tüm bunlar da kendi kurguladığımız bir toplumsal statü sistemine dayanıyor. Eğer bu değer sistemini hiç sorgulamazsak toplumsal öğrenme ile edindiğimiz bu kafesten hiç kurtulamıyoruz. Bu olgu, hala zihnimde süregiden tartışmalara yol açıyor. Bu nedenle, fikirlerim tam olarak toparlanmamış olabilir.

Ancak emin olduğum bir şey var ki artık kendime belirlediğim hedefler ve bu hayatı yaşayış şeklim çok farklı bir değerlendirmeye tabi. Teşekkürler 21 yazımda, 21 yaşında öğrendiğim şeylerden biri olarak bundan bahsetmiştim:

Yolda nerede olduğun, kimin önünde veya arkasında olduğun değil, son nefesine kadar yolda bulunuyor oluşun asıl önemli olan.

Bu ayetin ateşlediği diğer bir düşünce sarmalı ve yazarın da asıl üzerinde durduğu konu da bulunduğumuz ve ilerlediğimiz yolun bize ne kadar uygun olduğunu düşünmek üzerineydi. Yine blog yazılarımda uzun uzadıya ele aldığım bir konu seçtiğim mesleğin bana ne kadar uygun olacağıydı.

Üniversitenin ilk yıllarında verdiğim kararın çok yanlış olduğunu düşünüyordum ancak işin ilginç yanı öğrendiğim şeylerden aşırı keyif alıyordum. Ama içimden bir ses de sürekli yanlış yapıyorsun, mühendislik okuman gerekiyor diyordu. Bu zihin karmaşasının içinde sürekli hakkımda hayırlı olanı istiyordum. Yıllar geçtikçe ve kendimi daha iyi tanımaya başladıkça fark ettim ki şu an yaptığım şey gerçekten de mizacıma en uygun olan şey. Öğrenirken keyif almamdaki en büyük etmen de buymuş zaten.

Meşrebine, mizacına aykırı iş yapan yaşamdan tat alamaz. Meziyetlerine aykırı bir alanda kitap okuyan, hatta okul okuyan biri yaşamdan tat alamaz. Kabiliyetlerine aykırı heveslerin peşinde koşan biri yaşamdan tat alamaz.

Eşikte Beklemek (sf. 19)

İçimi tam olarak huzura kavuşturmak için okuduğum bölüme itiraz eden sesi sorgulamaya başladım. Fark ettim ki o dönem seçimlerimin ardındaki motivasyon çok daha farklı şeylere dayanıyormuş. Nefsim ruhumu tatmin edecek şeylerdense egomu tatmin edecek şeyleri seçmeye yöneliyormuş.

Biz, mücadeleyi ve itirazı hayata karşı yapıyoruz. Mücadelemiz hayatla, itirazımız hayata. Burada bir yanlışlık var gibi. Koca bir hayatla mücadele edecek gücü kendimizde görebilmemiz bile büyük bir kibir. Çünkü ayrılığın, yoksulluğun ve ölümün olduğu bir hayatı yaşıyoruz.

Eşikte Beklemek (sf. 21)

Mizacıma uygun olup olmadığını göz ardı edip insanların hakkımda düşündüğü şeyleri önceleyerek seçim yapıyordum. Şükürler olsun ki Rabbim mizacıma uygun ve beni hayırlara götürecek yolların taşlarını ben fark etmeden döşemiş bile.

Eşikte bekleyen için mücadelenin ve itirazın yeri kendisidir. Ne oluyorsa içeride olup bitecek, ne değişecekse içinde gelişip serpilecek ve öylece dışarıya yansıyacak. Adım adım, basamak basamak. Sonra bugün psikoloji ilminin otoriteleri tarafından da söylenen gerçek, kadim bilgeliğin ve kadim bilginin yoldaşlığıyla önümüze serilecek: Hayatla vurdu kırdı olmaz, hayatın ahenginden nasiplenilmeye çalışılır. Bu ahenkten nasiplenen için hayret verici güzellikler ve şaşkınlık verici ibretler hiç bitmez. Çünkü yol bitmez.

Eşikte Beklemek (sf. 22)

Sevdiğim arkadaşlarımla yoğun ve keyifli muhabbetler edecek imkanlarım oldu. Konuştuğumuz birçok şeyin izdüşümüne bu kitabı okurken rastladım.

Öğrenmekten çok keyif alıyoruz ve birçok şeyi merak ediyoruz. Ancak öğrenecek çok şey var ve bir filtreden geçirmeden öğrenirsek yanlış şeylerin peşine düşünüp pişman olabiliriz. Bunu önlemek için neler yapabiliriz, filtreden geçirmemiz gereken şeyler neler gibi soruları birbirimize sorarak cevaplarını bulmaya çalıştık.

İnsanları ilgi alanları inşa eder. Bir insan neyin talibiyse onun talabesi olmuş demektir. Yıllar geçtikten sonra peşine düştüğümüz şeylerin bize neler kattığını anlarız. Ya pişman oluruz ya şükrederiz. Bir şeyler öğrenirken aynı zamanda kendimizi de korumuşuzdur. Kim ne düşünürse düşünsün, insan kendi yolunda yürür. Herkesin yolu kendi nefesine ve fıtratına uygun olandır esasında. Bu esas, çoğu zaman başkaları tarafından anlaşılmaz. Güzelin peşinde geçirmek lazım ömrü. Böylece insan güzele bulanır, güzele boyar civarını.

Eşikte Beklemek (sf. 113)

Bu sözler Nurettin Topçu’nun okuduğum ilk andan itibaren unutamadığım enfes tespitini hatırlatıyor bana.

Zira, insan bir dereceye kadar öğrendiklerinin de esiridir. İyiyi bilen iyi olmak ister, fenayı bilen fena olmaya, farkında olsun olmasın, heveslenir. Zira, her bilgide bir câzibe vardır. Bilmek, harekete hazırlanmaktır. Fenalığın bilgisinden sonra fenalıktan korunmak için ayrıca bir mukavemet kuvvetine ihtiyaç vardır. Bu ise insanı yıpratıcıdır.

Türkiye’nin Maarif Davası, Nurettin Topçu

Konuşmalarımız sonucunda güzelin peşine düşmeye, birbimize güzeli ve hayırlı olanı her daim tavsiye etmeye karar verdik. Arka planında daha çok şey var elbette, o da başka bir yazının konusu olur inşallah.

Kitabın üzerine konuşulacak daha çok şey var, kitabı okumuş ya da okuyacak olanlarla üzerine daha uzun sohbetler edebiliriz. Okumanızı yine ve yeniden tavsiye ediyorum.

Yazımı kitaptan son bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Okuduğunuz için teşekkürler, düşünce birliğime katkılarınızı beklerim🖖

Söyleyip yazdıklarımızdan birkaçı sahiden de içimize sinmişse, başka bir kalpte yankı bulmuşsa, büyük bahtiyarlık. Sözün dilde kalmayıp hem kendi gönlümüze hem de başka bir gönle yerleşmesi, pek çok eksikliği onarıp tamir eder.

Eşikte Beklemek

Yorum bırakın